25 Aralık 2008 Perşembe

Vedalar acıtır...

Vedalar ne hikayelerin sırdaşıdır aslında...

Bugünlerde yine bir vedanın eşiğindeyim Hindistan için.. Hayatımın 10 yılında hep bir yerlerde kendimi bulduğum Antalya' ya, Antalyalılara vedalardayım...

Eşyaları toplarken farkettim. İnsanoğlu ne kadar da güçlü aslında. Alışkanlık mı denir, Sevgi mi saklıdır içinde geçmişin bilinmez ama, sıra Başka bir 'Merhaba' için 'Veda' ya geldiğinde, dayanır her haliyle.

Ve hep güzel yaşanmışlar aklıma gelir, kırgınlıklar, üzüntüler de mi yaşanmıştı bu yerde? Hayır canım.....:)

....

Belki de Geçmişimi bu yüzden çok seviyorum. Çünkü dönüp geçmişe baktığımda sanki bir hafıza kaybına uğramışcasına sadece güzel, tatlı anılar hatrımdadır her yer için herkes için...


Antalya' ya yıllar önce gelmiştim. Ortaokul 2. sınıfa burda başlamıştım. En deli çağım, uçlarda yaşadığım yıllar. Hiç gözümü kırpmadığım, korkusuz yıllarım,

Aslında öğrendiğimiz şeyler çoğaldıkça korkumuz da nasıl açığa çıkar. Belki de çocuklar ondan cesurlar!

O günden bugüne Antalya' nın denizi hala Mavi, hala güneşle elele...


Son çayımı Tophane Çay bahçesinde içerken düşündüm:


Hala Kale kapısında herşeye inat tarihi dükkanlar durmakta...


Yat Limanında Yatlar turdalar, Antalyanın adalarını, Düden şelalesini, kıyılarını, -45 dakikalık özgürlük!-

Bir daha ne zaman Dönerciler Çarşısına gelirim bilmiyorum. Kışlahan çarşısında dolaşmak ne zaman nasip olur. Artık Altın portakal için AKM' de türlü türlü yollara başvurmak da yok, İçeri girmek için- Hasan Subaşı Parkı' nda dondurma yemek, Karşıdaki Lunaparkta yeni açılan korku tüneli de korkutmayacak.


hmm... Ocak ayında denize giren rusları, Almanları göremeyecek miyim?


Döner Gazino' ya çıkıp Paraşütle atlayanları hayranlıkla izlemek de yok...


Konyaaltı Beach Park da Tarkan konserine de gidemeyeceğim...


En acısı: Ultradent Labaratuarlarının kapısı bana tamamen kapandı. Halbuki tam da gidecektim kovulmadan! ama başaramadım. Canınız Sağolsun.


Tüm bunlara Elveda demeye hazırlanıyorum işte. Hayatın yeni bir oyunu; ve ben oynamaya hazır küçük çocuk!


Ben hepinizi çok sevmiştim. Antalya' da geçirdiğim her gün, karşılaştığım her insan;

Hiç birinizi unutmayacağım.


Ve bir gün geri geleceğim. Ben istemesem bile, kalbim bırakmayacak. Dilde yalan olur ama Gönüldedir vefa... Ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın!


...Ve yine yükledim yükümü umutlarımı takipteyim. Sen mavliklerini ışıldatmaya devam et! Huzur saç insanlara, Arada sana gönül koyanlara bir göz kırp! Ve hiç değişme....


22 Aralık 2008 Pazartesi

TAJ MAHAL


TAJ MAHAL…
Hayallerin, aşkın simgesi…
Dünyanın yedi harikasından biri…
Ve benim rüyalarımdan birisi: Taj Mahal’ i sevdiğimle ziyaret etmek, Taj Mahal’ e duyduğum sonsuz saygıdan….
Dünyada İmkansız denilen hiçbir şey yok! Olsaydı Hayati hiç kimsenin etkisinde kalmadan Hindistan’ a gelmez, ve burada yaşamayı tercih etmezdi. Hindistan’ a kalben bu kadar uzak olan bir kişinin bu dönüşü bir imkansızın aslında ne kadar mümkün olduğunun en açık kanıtı..
Evet. TAJ MAHAL’ e gitmeye karar vermiştik. Delhi’ de 2 hafta geçirip 4-5 saat uzaklıktaki bu dünyevi güzelliği görmemek aptallık olurdu. Ama bir şeyler engelliyordu sanki… ertesi gün için büyük planlar yaparken her hangi bir sebepten ötürü ertesi güne erteliyorduk. Delhi’ den Bangalore ‘ a dönüşüme sadece 2 gün kalmıştı.Ama sondan bir önceki gün taksiyi kiralamış yola cıkmıştık.
Çok heyecanlıydım. Benim için bir turistik geziden çok daha fazlasıydı Taj Mahal. Benim Hindistan’ a gizli ama büyük aşkımın simgesiydi.Her şeyi özel olmalıydı. Önce Mavi yeni bir saree aldım. Agra’ ya vardığımızda, gözlerimi kapatıyordum Taj Mahal’ i öyle hazırlıksız görmeyeyim diye. İlk Saree saten Rajastani bir dükkana gittik. Müslümanla evli bir tatlı dilli bir kadın, önce saree yi giydirdi. Ve ordan bir hint takısı cıkardı. Geleneksel altın sarısı üzerinde mavi taşlı.. daha sonra hayatiye kutra pyjama!!
Yanyana tam Hintli punjabi bir çift olmuştuk. Ve bir sindhu kondurdu alnıma…. Artık hazırdım
İçeri girdiğimizde, sadece resimlerde gördüğümüz o abidenin gerçek olduğunu görmek inanılmaz bir sevinçti benim için… Binlerce resim çekinmek attığım her adımın karesini elimde bulundurmak isteği vardı içimde..
Sanki Taj Mahal’i ziyaret; AŞKA ibadetti! Dünyadaki tüm çirkinliklere inat aşkın varlığına ibadetti. Annene, Babana, sevdiğine, sevene, çiçeğe, böceğine sana sunulan yaşam iksirine, Hindistan’ a olan aşka ibadetti.
Acıların toplamının aşkla buluştuğu beyaz mermer……
Şah cihan da eşinin kaybetmenin verdiği acıyla 22 yıl bizzat ilgilenerek yaptırmamış mıydı bu güzelliği!!
İşte Taj Mahal de geçirdiğim iki saat; Evet ben kendimi buldum bu ülkede dedirtti bana…
Seviyorum, seviyorum, seviyorum Herşeyi herkesi, Hindistan’ ı……

Allah herkese nasip etsin.

FİROZABAD


27.11.2008
FİROZABAD; Cam Şehir…
Unutulmuş 400.000’ lik Şehir.Belki de Agra’ nın parıltısında kendi ışığını yayamamış;
Bu Camdan yapılı Hazineden haberdar olmak ne zormuş….
Ve Agra’ ya sadece 35 km uzaklıktayken…..
Hindistan’ da cam üretiminin yapıldığı ana şehir; Ve el emeğinin hala ekmek parasına dönüştüğü bir yer!
Hindistan’ da beni cezbeden her yüzdeki o içten gülümseme ve minnettarlık burada da karşımıza çıktı. Sözlerin başlayamadığı yerde, yeteneklerini sessizce sundular bize. Samimilikleri gözlerinde bir damla gibi durmuşken, daha ne bekleyebilirdik ki….
Basit Cam bloklarını, sanki can verircesine tavus kuşuna çeviren, dudak ısırtan yetenek…
Yetenek; Avrupalıların son model dizayn ettikleri binlerce makineden çıkan ruhsuz ürünler değil, Sadece kaynak makinesi, oksijen& doğal gazı kullanan, cam bloklarını kola şişelerinde saklayan, sadece 2 kişilik küçücük odadaki insanların elinde saklı… tek eğlenceleri eski radyodan dinledikleri Hint müziği olan bu insanlara , 15. Yy’ dan beri atalardan çocuklarına miras kalan en güzel bilezik…
Öyle ki; Firozabad’ da doğup büyüdükleri, mesleklerini öğrendikleri yeri bırakıp başka yerde yaşayamayacak kadar özlerine sadıklar. Öyle ki, en yakınındaki yerlerden sipariş vermek isteyenler köye gidip köyden getirtmek zorundalar istediklerini.
Firozabad’ da bizi en çok şaşırtan başka bir olay: Ateşle oynayan adamlar!
Soda ve birkaç farklı kimyasal maddenin karışımıyla hazırlanan tozun 12 saat ateşte kalarak nasıl sıvı cam haline geldiğini ve insanların bu camlarla ateş eşliğinde nasıl oynadığını bizzat gördük. Bu anı ölümsüzleştirmek için sadece resimlerini çekebildik. Ama ordan girdiğinizde yüzünüze vuran alevde kim bilir ne hikayeler saklı.. ve biz o hikayelerin sıcağını yüzümüzde hissettik: Alınterinin minnettarlıkla buluştuğu bir yer!
Cam bilezikler……..
Öğrendiğimiz başka bir şey ise Firozabad’ ın Kırmızı camdan yapılan bilezikleriyle meşhur olması.
Kullandığımız ürünlerin o hale gelene kadar ne aşamalardan geçtiğini bilmek meğer ne kadar da hoş bir duyguymuş. Ve bu tecrubeyle kullandığımız ürünlere saygı duymadığımızı fark etmedik değilL
Muhteşem yeteneklerini sergilerken ki mütevaziliklerinin yanında; camdan her şeyi yapabileceklerini söyleyecek kadar da iddialılar.
Bu cam şehrinde; gelmişken görülmesi gerekenler arasında Hindistan’ ın 2. Büyük Jain Tapınağının olduğunu o anda Rajat Jain ‘ den öğrendiğimiz bu tapınağın tamamı ; Rajat jee nin anlattığına göre çok zengin olan ama hiç eğitim görmemiş sadece bir kişi tarafından yaptırılmış olması.
Tapınakta karşılaştığımız ilginç bir manzara; hiçbir şey giymemiş adamlar.Tabi her yabancı gibi ayrıca Jainism hakkında ne kadar cahil olduğumuzu ortaya koyan bir hayret ifadesiyle birbirimize bakıyorduk.
Daha sonra bizi misafir eden arkadaşımız Rajat jee, daha biz sormadan gerekli açıklamayı yaptı bize. Tüm inanışlarda farklı ibadet şekilleri, Kurban ediş şekilleri olduğunu, kimisi oruç tutarak, kimisi dua ederek, kimisi dans ederek yada yogayla ibadet ettiğini; kimisinin ise para dağıtarak….
Jainizim de özellikle erkek rahiplerin, ibadet ederken koşulsuz ve kayıtsız olmayı tercih ettiklerini, ve yaz kış sıcak soğuk demeden kıyafetlerini bile bu uğurda feda ettiklerini söyledi. Bunun ise tamamen tercih meselesi olduğunu söyledi. Belki de en güzel yanı da bu!
Bayan Rahipler ise tamamen ve her zaman beyaz giyerlermiş.
Ayrıca Tapınaktaki büyük Jain heykeli ise kendini ayakta durarak tamamen ve bir ömür ibadete adamış bir rahibi simgelermiş, öyle ki ayaklarının etrafına kuşlar yuva yapmış yılanlar kendine yer bulmuş.
…Firozabad’ a ulaşabilmek için, ilk defa tren yolculuğu yaparak 7 saati ayakta geçirsekte – ulaşımın politik nedenlerden dolayı geliştirilmediğini söylüyor Rajat- Bu Cam şehrinin güzelliklerini iyi ki gördük.Ve yine Hindistan tarafından ödüllendirildiğimi düşünüyorum. Geri dönüş yolunda Agra’ ya kadar taksiyle, daha sonra bulduğumuz otobüsle; kendimizi Otobüsün en arka beşli koltuğuna atıverdik.Şansımızdan otobüs kalabalık değildi. İşte o anda nasıl bir maceradan geri döndüğümüzü fark ettik birbirimizin gözlerinde. Ve bir daha ne zaman geleceğimizi planlayarak…….

23 Eylül 2008 Salı

BAHÇE ŞEHİR: BANGALORE

İlk defa 05 şubat 2008 de gelmiştim bu şehre… buraya geleceğimi duyanların söylediği ilk şey: ‘ Bangalore mu? Havası çok güzeldir. Çok şanslısın!’ Evet ne çok sıcak, ne nemliydi… Hindistan’ın sıcağı zordur, hiç bir şeye benzemez. İlk geldiğimde de çok araştırmamıştım. Sadece Bangalore verilmiş isimler vardı:
GARDEN CITY : Bahçeleri ve Parkları meşhur bir şehir. Ancak Acı bir gerçek var ki özellikle software alanının baş döndürücü hızda ilerlediği bu şehir de nüfus artışı aynı paralellikte artmakta bu da trafiği ve kirliliği artırdığı gibi, güzelliğini de yok etmekte.. Anlatanlar eskiden parkların daha güzel, bakımlı olduğunu söylüyorlar. Ama yine de hala özellikle şehirde dolaşırken, irili ufaklı birçok bahçeye rastlayabiliyoruz. Benim şehir merkezinde gezdiğim parklardan biri: BOTANİK PARK. Üniversitenin ilgili bölümlerinde okuyan bu parklarda onlara gerekli bitki örneklerini yetiştirirlermiş. Oldukça büyük ve bence hala güzel!.
PUBS CITY: Barlarla ve partileriyle meşhur bir şehir (di!). Kesinlikle artık böyle olmaması için hükümetleri ellerinden geleni yapıyorlar. Ama ben bu konuyu ayrı bir blog da uzun uzun ele almak istiyorum. Ama takdir ettiğim insanların hala eğlenebilmek için bir yol buluyor olması. İlk Bangalore a geldiğimde, büyük bir Bollywood hayranı olarak Bollywood geceleri düzenleyen yerleri mesken tuttum. Aslında ilk başta bu şehirde çok fazla Bollywood’ a ilginin olmaması beni şaşırtmıştı. Tek bir düzene sahip, sadece bir dili, bir meclisi olan bir ülkede yaşayınca buradaki şehirler arasındaki farklılık bile şaşılacak kadar ortada. Mesela Hindistan’ ın tamamında Hintçe konuşulmuyor. Hintçe genellikle daha kuzeyindeki kesimlerin kullandığı dil. Güneyde ise yok denecek kadar az konuşuluyor. Hindistan’daki dil cümbüşü almış başını gidiyor Öyle ki bazı diller sadece birkaç kasabada yada köyde bile konuşulabiliyor. Benim kaldığım eyalet ise Karnataka ve Bangalore başkenti.Kullandıkları dil ise KANNADA. Bana çok zor gelir hala…
O yüzden buradaki sinemalara gidip filmlere baktığınızda : İngilizce, Hintçe, Kannada, Tellugu, Tamilce dillerinde filmler bulabilirsiniz. Yani benim Bangalore da gördüklerim bunlar! Benim asıl ilgi alanıma girdiğinden, dediğim gibi bu konuyu ayrı ve uzun daha detaylı bir şekilde ele almak istiyorum.

BAHÇE ŞEHİR: BANGALORE!

İlk defa 05 şubat 2008 de gelmiştim bu şehre… buraya geleceğimi duyanların söylediği ilk şey: ‘ Bangalore mu? Havası çok güzeldir. Çok şanslısın!’ Evet ne çok sıcak, ne nemliydi… Hindistan’ın sıcağı zordur, hiç bir şeye benzemez. İlk geldiğimde de çok araştırmamıştım. Sadece Bangalore verilmiş isimler vardı:
GARDEN CITY : Bahçeleri ve Parkları meşhur bir şehir. Ancak Acı bir gerçek var ki özellikle software alanının baş döndürücü hızda ilerlediği bu şehir de nüfus artışı aynı paralellikte artmakta bu da trafiği ve kirliliği artırdığı gibi, güzelliğini de yok etmekte.. Anlatanlar eskiden parkların daha güzel, bakımlı olduğunu söylüyorlar. Ama yine de hala özellikle şehirde dolaşırken, irili ufaklı birçok bahçeye rastlayabiliyoruz. Benim şehir merkezinde gezdiğim parklardan biri: BOTANİK PARK. Üniversitenin ilgili bölümlerinde okuyan bu parklarda onlara gerekli bitki örneklerini yetiştirirlermiş. Oldukça büyük ve bence hala güzel!.
PUBS CITY: Barlarla ve partileriyle meşhur bir şehir (di!). Kesinlikle artık böyle olmaması için hükümetleri ellerinden geleni yapıyorlar. Ama ben bu konuyu ayrı bir blog da uzun uzun ele almak istiyorum. Ama takdir ettiğim insanların hala eğlenebilmek için bir yol buluyor olması. İlk Bangalore a geldiğimde, büyük bir Bollywood hayranı olarak Bollywood geceleri düzenleyen yerleri mesken tuttum. Aslında ilk başta bu şehirde çok fazla Bollywood’ a ilginin olmaması beni şaşırtmıştı. Tek bir düzene sahip, sadece bir dili, bir meclisi olan bir ülkede yaşayınca buradaki şehirler arasındaki farklılık bile şaşılacak kadar ortada. Mesela Hindistan’ ın tamamında Hintçe konuşulmuyor. Hintçe genellikle daha kuzeyindeki kesimlerin kullandığı dil. Güneyde ise yok denecek kadar az konuşuluyor. Hindistan’daki dil cümbüşü almış başını gidiyor Öyle ki bazı diller sadece birkaç kasabada yada köyde bile konuşulabiliyor. Benim kaldığım eyalet ise Karnataka ve Bangalore başkenti.Kullandıkları dil ise KANNADA. Bana çok zor gelir hala…
O yüzden buradaki sinemalara gidip filmlere baktığınızda : İngilizce, Hintçe, Kannada, Tellugu, Tamilce dillerinde filmler bulabilirsiniz. Yani benim Bangalore da gördüklerim bunlar! Benim asıl ilgi alanıma girdiğinden, dediğim gibi bu konuyu ayrı ve uzun daha detaylı bir şekilde ele almak istiyorum.

yollardaki hüzün!


Bu yazıyı 11 eylül de yazmışım Hindistan' a geldikten bir hafta sonra buldum. Şimdi eklemek istedim, İnsanın kendi kendini analizi için çok güzel dipnotlar:
'11 Eylül 2008 PERŞEMBE
Yine yollardayım….
Artık ne sebepler önemli, ne de zaman bizim için bir ölçü! Yılları öyle ucuzca tüketiyoruz ki bazen ben bile inanamıyorum. Yan yana olma şansımızı elimizin tersiyle tepme lüksüne sahip miyiz dünden beri çıktığım bu uzun yolda cevabını aradım köşelerde… Yıllardır çektiğimizin adı ne peki?? Yoksa tarihi yeniden mi yazıyoruz.. Kendimizi kayıplarda uzaklarda mı buldum yada bizim yaşadığımız aşktan ziyade hasret miydi..

Tek farkettiğim bu aşkta hep imkansızı zorladık. Artık normal yaşam diye bir kavramı lügatımızdan çıkardık mı? O kadar çok soru var ki kafamı dolduran ne Hindistan a olan sevgimi nede yeniden doğacak bu aşka nasıl bir gelecek hazırladığımızı düşünebiliyorumJ
Küçük bir çocuk gibi yetiştirdik geçen bu 7 yılda… kah dövdük kah sevdik.. kimi zaman yalnızlıkla cezalandırdık. Ne başımız dik elveda diyebildik, kimi zamanda fazla cesur olduk yersizce…

Sonuç: yine dillerini bilmediğim binlerce kilometre uzaktayım.. acı gerçek bu! Yine sebebimiz aşkımız için… Ve ben yoruldum bu aşk için yollara düşmeye… Usulca sessizce koynunun derinliklerde huzuru yaşamak istiyorum..hem de huysuzlanmadan bu sefer.. ta ki saçlarıma ak düşene kadar….

Nerelere gidiyorum? Neden aşkımı bu kadar uzaklarda arıyorum..içimde isyanlar var susturuyorum.. unutmaya çalışıyorum içime attıkça büyüyor dağlar gibi aşılması zor bentlerle dönüyor geri bana….bir son var mı bu aşkta yoksa mecnun gibi leylayı bile tanıyamaz hale mi geleceğiz bir gün…. Artık ne tahminlerde bulunuyorum ne de yarını görüyorum sadece mantığım vücudumdan ayrılmışcasına ayaklarım nereye giderse ordayım sorgusuz sualsiz elim nereye uzanırsa onunla meşgulüm gözlerim gördüğüyle kulaklarım duyduğuyla kalmakta…
Seni seviyorum…. Ama artık ne kalbime soruyorum ne de cevabını merak ediyorum… düşte miyim gerçek mi ne fark eder… Belki de hala Türkiye Hindistan arasından geçmekteyim duygularım da karmakarışık ve artık sabırsız…. Başaramadığım bir şey olmadı bugüne kadar! Bunu da başaracağım biliyorum…
...SONUÇ: 23 EYLÜL BAŞDÖNDÜRÜCÜ HIZDA GEÇEN GÜNLER, SIKINTILAR DEVAM EDERKEN HALA BAŞARMAKTAYIM!:)

13 Eylül 2008 Cumartesi

PANİ PURı

Bangalore' u anlatmaya başlamadan önce, Benim favorim olan bir yemek diyebiliriz ya da atıştırma: PANİ PURİ
Pani: Hintçe' de 'su' demek Puri ise ' Püre'. Yani biri baharatlı biri de tatlı olmak üzere iki türlü çorba gibi suyu var.
Pani Puri, Türkiye' deki köşe başlarındaki kokoreçler gibi Hindistan' daki her köşede başındaki lezzet:) Ve benim dayanamadığım bir lezzet..
Ayrıca sadece 20 Rupee hem ucuz hem de unutulmayacak bir tat.. kesinlikle Türkiye' de bulamayacağımız Hindistan' a özgü bir gelenek. Ama Pani puri' nin heryerde yenmemesi gerektiği konusunda uyarabilirim. Yani ilerde bir pani puri fanatiği olursanız, Belirli bir yeriniz olsun!:) ben öyle yapıyorum da...
Bu arada Pani Puri' nin neden yapıldığını da anlatarak blogumun ilk gününü başarıyla kapatıyorum:
Malzemeler: Püre kısmı ( Bizdeki lokum tatlısını andırır)
1 Bardak irmik ( Ravi/Suji)
3 yemek kaşığı beyaz un (Maida)
1/4 çay kaşığı karbonat
Kızarmış yağ
Su (=Pani) kısmı;
1/2 bardak Hint hurması
2 bardak su
2 yemek kaşığı ezilmiş kimyon tohumu tozu
2 yemek kaşığı ezilmemiş kimyon tohumu
kişniş otu yaprakları
3 tane yeşil sivribiber
iki yemek kaşığı nane yaprağı (Pudina leaves)
1 yemek kaşığı siyah tuz
2 yemek kaşığı hurma suyundan yapılmış koyu renk şeker (gur)

***Hindistan' a gelirseniz, neresinde olursanız olun bir kere denemeden geri dönmeyin derim:)

İlk Durak: Bangalore!!




Çok zorlu bir yolculuk geçirdim.... AİR ARABİA uçak firmasından İstanbul' dan Sabiha Gökçen Havalimanın dan Sharjah -Arap Emirliklerinin bir şehri Dubaiye yaklaşık taksiyle 20- 25 km uzaklıkta-aktarmalı Bangalore Havalimanına inen bir uçak bileti aldım. Tek yön fiyatı 320 USD dir. Ve yaptığım araştırmalara göre Sharjah' a sabah 07:30 sularında inip Bangalore giden uçak için tüm gün beklemeniz gerekse de en ekonomik ve Hindistan' ın bir çok şehrine gitme imkanınızın olduğu bir uçak firmasıdır.


Sharjah ta bekleyeceğiniz günü ise alacağınız transit vize - 3 günlük ve 30 Avro- ile Dubai' yi gezebilirsiniz.Dubai de Küçük Hindistan gibidir:)




Bangalore' ise uçak saat 04:30 civarında inmektedir. Bu arada biraz Bangalore havalimanından bahsetmek istiyorum: Ben Hindistan ' a dönmeden -02.06.2008- 3-4 gün önce açılmıştı. Harika ötesi bir havaalanı! Hem de Hindistan' da her yerin kalabalık olduğu izlenimini veren haberler ve görüntülere inat, sakin ve huzurlu bir havası var. Kesinlikle herşeyi çok lüks ve temiz!!Şehir merkezine yaklaşık 45 km uzaklıkta. ulaşım ise eski havaalanındaki gibi auto( riksha)larla değil, Yeşil çok güzel taksilerle sağlanmakta. İsterseniz pre-paid adı verilen ofisteki insanlarla görüşürsünüz ve eğer kendinize güveniyorsanız taksicilerle pazarlık yaparsınız. benim en son kabul ettiğim fiyat 15 ruppees/ km.


Ayrıca dikkatimi çeken bir başka yönü: şehir merkezine yeterince uzak olduğundan, ilk indiğinizde temiz özellikle sabahları serin bir havayla karşılaşırsınız. çok güzel bir esintidir! sanki şehre alıştırmak için karşılamaya gelmiştir.:)


Sonra atlayıp taksiye, Şehir merkezine!!


HİNDİSTAN A HOŞGELDİN


11 Eylül 2008...

Ve ben yine yollarda... kendi Hindistan' ımı yaşamaya devam etmeye karar verdim.. Bu bir sene içinde öyle inanılmaz mucizelerle karşılaşmaktayım ki; Bu 3. gelişim olacak. Ve herkesin hayal ettiği ya da ilk yapmayı planladığı çoğu şeyi henüz yapmadım: Taj Mahal' i ziyaret etmek gibi..
Bir kaç hafta önce Sabah gazetesinde Goa ya ilişkin yapılan haberin başlığı çok hoşuma gitmişti: 'Herkes kendi Hindistan'ını yaşar!' Çok güzel ve yerinde bir teşhis olmuş...
Hindistan tahmin ettiğimizden daha karışık bir yapıya sahip ki Türkiyeyle hem nüfus açısından hem de coğrafi bakımdan karşılaştırdığımızda çok büyük. Tabii ki böyle bir cümbüşte herşeyi bulmanız mümkün olduğundan, ben de şöyle bir yorum getirmek istiyorum:
' Hindistan da Herkes mutlaka kendinden bir şeyler bulabilir!Ya da kendini bulabilir.'
Benim için de tamamen kendimi keşfettiğim bir yer...
Neden bu kadar ilgilendiğimi ben de hala cözebilmiş değilim etrafımdaki insanlar gibi..
Ama sadece çok şanslı olduğumu biliyorum ve Bu şansımı sizlerle 3. turumdan başlayıp anlatarak paylaşmak istedim. arada eminim önceki ziyaretlerimden de bahsederim muhtemelen.. hem unutulmaz hem de hayatımdaki çok özel hatıralarımdandırlar:)

Umarım Gelemeyen arkadaşlara Hindistan' ın farklı bir yönüyle ışık olur bu blog.. Hatamız olursa şimdiden affola!!!


'