25 Aralık 2008 Perşembe

Vedalar acıtır...

Vedalar ne hikayelerin sırdaşıdır aslında...

Bugünlerde yine bir vedanın eşiğindeyim Hindistan için.. Hayatımın 10 yılında hep bir yerlerde kendimi bulduğum Antalya' ya, Antalyalılara vedalardayım...

Eşyaları toplarken farkettim. İnsanoğlu ne kadar da güçlü aslında. Alışkanlık mı denir, Sevgi mi saklıdır içinde geçmişin bilinmez ama, sıra Başka bir 'Merhaba' için 'Veda' ya geldiğinde, dayanır her haliyle.

Ve hep güzel yaşanmışlar aklıma gelir, kırgınlıklar, üzüntüler de mi yaşanmıştı bu yerde? Hayır canım.....:)

....

Belki de Geçmişimi bu yüzden çok seviyorum. Çünkü dönüp geçmişe baktığımda sanki bir hafıza kaybına uğramışcasına sadece güzel, tatlı anılar hatrımdadır her yer için herkes için...


Antalya' ya yıllar önce gelmiştim. Ortaokul 2. sınıfa burda başlamıştım. En deli çağım, uçlarda yaşadığım yıllar. Hiç gözümü kırpmadığım, korkusuz yıllarım,

Aslında öğrendiğimiz şeyler çoğaldıkça korkumuz da nasıl açığa çıkar. Belki de çocuklar ondan cesurlar!

O günden bugüne Antalya' nın denizi hala Mavi, hala güneşle elele...


Son çayımı Tophane Çay bahçesinde içerken düşündüm:


Hala Kale kapısında herşeye inat tarihi dükkanlar durmakta...


Yat Limanında Yatlar turdalar, Antalyanın adalarını, Düden şelalesini, kıyılarını, -45 dakikalık özgürlük!-

Bir daha ne zaman Dönerciler Çarşısına gelirim bilmiyorum. Kışlahan çarşısında dolaşmak ne zaman nasip olur. Artık Altın portakal için AKM' de türlü türlü yollara başvurmak da yok, İçeri girmek için- Hasan Subaşı Parkı' nda dondurma yemek, Karşıdaki Lunaparkta yeni açılan korku tüneli de korkutmayacak.


hmm... Ocak ayında denize giren rusları, Almanları göremeyecek miyim?


Döner Gazino' ya çıkıp Paraşütle atlayanları hayranlıkla izlemek de yok...


Konyaaltı Beach Park da Tarkan konserine de gidemeyeceğim...


En acısı: Ultradent Labaratuarlarının kapısı bana tamamen kapandı. Halbuki tam da gidecektim kovulmadan! ama başaramadım. Canınız Sağolsun.


Tüm bunlara Elveda demeye hazırlanıyorum işte. Hayatın yeni bir oyunu; ve ben oynamaya hazır küçük çocuk!


Ben hepinizi çok sevmiştim. Antalya' da geçirdiğim her gün, karşılaştığım her insan;

Hiç birinizi unutmayacağım.


Ve bir gün geri geleceğim. Ben istemesem bile, kalbim bırakmayacak. Dilde yalan olur ama Gönüldedir vefa... Ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın!


...Ve yine yükledim yükümü umutlarımı takipteyim. Sen mavliklerini ışıldatmaya devam et! Huzur saç insanlara, Arada sana gönül koyanlara bir göz kırp! Ve hiç değişme....


22 Aralık 2008 Pazartesi

TAJ MAHAL


TAJ MAHAL…
Hayallerin, aşkın simgesi…
Dünyanın yedi harikasından biri…
Ve benim rüyalarımdan birisi: Taj Mahal’ i sevdiğimle ziyaret etmek, Taj Mahal’ e duyduğum sonsuz saygıdan….
Dünyada İmkansız denilen hiçbir şey yok! Olsaydı Hayati hiç kimsenin etkisinde kalmadan Hindistan’ a gelmez, ve burada yaşamayı tercih etmezdi. Hindistan’ a kalben bu kadar uzak olan bir kişinin bu dönüşü bir imkansızın aslında ne kadar mümkün olduğunun en açık kanıtı..
Evet. TAJ MAHAL’ e gitmeye karar vermiştik. Delhi’ de 2 hafta geçirip 4-5 saat uzaklıktaki bu dünyevi güzelliği görmemek aptallık olurdu. Ama bir şeyler engelliyordu sanki… ertesi gün için büyük planlar yaparken her hangi bir sebepten ötürü ertesi güne erteliyorduk. Delhi’ den Bangalore ‘ a dönüşüme sadece 2 gün kalmıştı.Ama sondan bir önceki gün taksiyi kiralamış yola cıkmıştık.
Çok heyecanlıydım. Benim için bir turistik geziden çok daha fazlasıydı Taj Mahal. Benim Hindistan’ a gizli ama büyük aşkımın simgesiydi.Her şeyi özel olmalıydı. Önce Mavi yeni bir saree aldım. Agra’ ya vardığımızda, gözlerimi kapatıyordum Taj Mahal’ i öyle hazırlıksız görmeyeyim diye. İlk Saree saten Rajastani bir dükkana gittik. Müslümanla evli bir tatlı dilli bir kadın, önce saree yi giydirdi. Ve ordan bir hint takısı cıkardı. Geleneksel altın sarısı üzerinde mavi taşlı.. daha sonra hayatiye kutra pyjama!!
Yanyana tam Hintli punjabi bir çift olmuştuk. Ve bir sindhu kondurdu alnıma…. Artık hazırdım
İçeri girdiğimizde, sadece resimlerde gördüğümüz o abidenin gerçek olduğunu görmek inanılmaz bir sevinçti benim için… Binlerce resim çekinmek attığım her adımın karesini elimde bulundurmak isteği vardı içimde..
Sanki Taj Mahal’i ziyaret; AŞKA ibadetti! Dünyadaki tüm çirkinliklere inat aşkın varlığına ibadetti. Annene, Babana, sevdiğine, sevene, çiçeğe, böceğine sana sunulan yaşam iksirine, Hindistan’ a olan aşka ibadetti.
Acıların toplamının aşkla buluştuğu beyaz mermer……
Şah cihan da eşinin kaybetmenin verdiği acıyla 22 yıl bizzat ilgilenerek yaptırmamış mıydı bu güzelliği!!
İşte Taj Mahal de geçirdiğim iki saat; Evet ben kendimi buldum bu ülkede dedirtti bana…
Seviyorum, seviyorum, seviyorum Herşeyi herkesi, Hindistan’ ı……

Allah herkese nasip etsin.

FİROZABAD


27.11.2008
FİROZABAD; Cam Şehir…
Unutulmuş 400.000’ lik Şehir.Belki de Agra’ nın parıltısında kendi ışığını yayamamış;
Bu Camdan yapılı Hazineden haberdar olmak ne zormuş….
Ve Agra’ ya sadece 35 km uzaklıktayken…..
Hindistan’ da cam üretiminin yapıldığı ana şehir; Ve el emeğinin hala ekmek parasına dönüştüğü bir yer!
Hindistan’ da beni cezbeden her yüzdeki o içten gülümseme ve minnettarlık burada da karşımıza çıktı. Sözlerin başlayamadığı yerde, yeteneklerini sessizce sundular bize. Samimilikleri gözlerinde bir damla gibi durmuşken, daha ne bekleyebilirdik ki….
Basit Cam bloklarını, sanki can verircesine tavus kuşuna çeviren, dudak ısırtan yetenek…
Yetenek; Avrupalıların son model dizayn ettikleri binlerce makineden çıkan ruhsuz ürünler değil, Sadece kaynak makinesi, oksijen& doğal gazı kullanan, cam bloklarını kola şişelerinde saklayan, sadece 2 kişilik küçücük odadaki insanların elinde saklı… tek eğlenceleri eski radyodan dinledikleri Hint müziği olan bu insanlara , 15. Yy’ dan beri atalardan çocuklarına miras kalan en güzel bilezik…
Öyle ki; Firozabad’ da doğup büyüdükleri, mesleklerini öğrendikleri yeri bırakıp başka yerde yaşayamayacak kadar özlerine sadıklar. Öyle ki, en yakınındaki yerlerden sipariş vermek isteyenler köye gidip köyden getirtmek zorundalar istediklerini.
Firozabad’ da bizi en çok şaşırtan başka bir olay: Ateşle oynayan adamlar!
Soda ve birkaç farklı kimyasal maddenin karışımıyla hazırlanan tozun 12 saat ateşte kalarak nasıl sıvı cam haline geldiğini ve insanların bu camlarla ateş eşliğinde nasıl oynadığını bizzat gördük. Bu anı ölümsüzleştirmek için sadece resimlerini çekebildik. Ama ordan girdiğinizde yüzünüze vuran alevde kim bilir ne hikayeler saklı.. ve biz o hikayelerin sıcağını yüzümüzde hissettik: Alınterinin minnettarlıkla buluştuğu bir yer!
Cam bilezikler……..
Öğrendiğimiz başka bir şey ise Firozabad’ ın Kırmızı camdan yapılan bilezikleriyle meşhur olması.
Kullandığımız ürünlerin o hale gelene kadar ne aşamalardan geçtiğini bilmek meğer ne kadar da hoş bir duyguymuş. Ve bu tecrubeyle kullandığımız ürünlere saygı duymadığımızı fark etmedik değilL
Muhteşem yeteneklerini sergilerken ki mütevaziliklerinin yanında; camdan her şeyi yapabileceklerini söyleyecek kadar da iddialılar.
Bu cam şehrinde; gelmişken görülmesi gerekenler arasında Hindistan’ ın 2. Büyük Jain Tapınağının olduğunu o anda Rajat Jain ‘ den öğrendiğimiz bu tapınağın tamamı ; Rajat jee nin anlattığına göre çok zengin olan ama hiç eğitim görmemiş sadece bir kişi tarafından yaptırılmış olması.
Tapınakta karşılaştığımız ilginç bir manzara; hiçbir şey giymemiş adamlar.Tabi her yabancı gibi ayrıca Jainism hakkında ne kadar cahil olduğumuzu ortaya koyan bir hayret ifadesiyle birbirimize bakıyorduk.
Daha sonra bizi misafir eden arkadaşımız Rajat jee, daha biz sormadan gerekli açıklamayı yaptı bize. Tüm inanışlarda farklı ibadet şekilleri, Kurban ediş şekilleri olduğunu, kimisi oruç tutarak, kimisi dua ederek, kimisi dans ederek yada yogayla ibadet ettiğini; kimisinin ise para dağıtarak….
Jainizim de özellikle erkek rahiplerin, ibadet ederken koşulsuz ve kayıtsız olmayı tercih ettiklerini, ve yaz kış sıcak soğuk demeden kıyafetlerini bile bu uğurda feda ettiklerini söyledi. Bunun ise tamamen tercih meselesi olduğunu söyledi. Belki de en güzel yanı da bu!
Bayan Rahipler ise tamamen ve her zaman beyaz giyerlermiş.
Ayrıca Tapınaktaki büyük Jain heykeli ise kendini ayakta durarak tamamen ve bir ömür ibadete adamış bir rahibi simgelermiş, öyle ki ayaklarının etrafına kuşlar yuva yapmış yılanlar kendine yer bulmuş.
…Firozabad’ a ulaşabilmek için, ilk defa tren yolculuğu yaparak 7 saati ayakta geçirsekte – ulaşımın politik nedenlerden dolayı geliştirilmediğini söylüyor Rajat- Bu Cam şehrinin güzelliklerini iyi ki gördük.Ve yine Hindistan tarafından ödüllendirildiğimi düşünüyorum. Geri dönüş yolunda Agra’ ya kadar taksiyle, daha sonra bulduğumuz otobüsle; kendimizi Otobüsün en arka beşli koltuğuna atıverdik.Şansımızdan otobüs kalabalık değildi. İşte o anda nasıl bir maceradan geri döndüğümüzü fark ettik birbirimizin gözlerinde. Ve bir daha ne zaman geleceğimizi planlayarak…….